Bir Tweet’in Düşündürdükleri

Geçen sevdiğim ve sosyal paylaşım sitelerinde takip ettğim kişlerden biri twitter’da şöyle birşey paylaşmıştı:

“Günün ilk imtihanı sabah namazıyla başlar, ya kazanırsın ya kaybedersin.”

İtiraf etmeliyim ki çok derinden etkiledi beni. Adeta beynime kazıdım bu sözü.  Şimdiye kadar bu pencereden bakmadığıma üzüldüm. İmtihanlar.. Bizi bir sarmaşık gibi saran, çoğu zaman canımızı acıtan imtihanlar..  Kur’an-ı Kerim’de Bakara suresinin 286. ayteinde Rabbimiz kaldıramayacağımız yükü yüklemeyeceğini söylüyor. Kimi işinden, kimi eşinden, kimi evladından, kimi anne-babasından, kimi komşusundan, kimi sağlığından, kimi malından, kimi çeşitli korkulardan hayatının belli dönemlerinde imtihanlara tabi tutuluyor. Sabretmek, şükretmek, beklemek, düşünmek, tefekkür etmek lazım ama her seferinde bunu başaramayabiliyor insan…

İmtihan deyince aklımıza hep zorlu koşullar geliyor öyle değil mi? Ölüm, hastalık, işsizlik, açlık, boşanma… “Ay bizim komşu yatalak annesine bakıyor yıllardır, ne büyük imtihanda kadıncağız..” veya “Duydun mu falancanın oğlu karanlık işlere bulaşmış, vah o anneciğine, vah o kadıncağıza vah, ne büyük imtihanda.”

Evet büyük imtihanlar gerçekten. Lafı edilecek, bir sohbet konusu olacak, peşinden “evlerden ırak” denecek kadar büyük. Peki ya başında bu kadar büyük tehlikeler olmayan insanlar? Onlar imtihanda değil mi? Dün kaçırdığı bir vakit namazı evlerden ırak olacak kadar mühim değil mi?  Arkadaşlarıyla bir araya geldiğinde onu bunu çekiştirmesi, ” gelse yüzüne de söylerim” ifadesi onun kaybettiği imtihanını yumuşatabilir mi?

Bazen düşünüyorum da Allah’tan aklımızdan geçirdiklerimiz günah hanesine yazılmıyor. Ha o makamda olan insanlar var ama bize göre çok çok yukarılardalar. Öyle zıplamakla, kanat takıp uçmaya çalışmakla filan erişilecek gibi değil… Dlimize mukayyet olamıyoruz, öfkemize dur diyemiyoruz kaldı ki düşüncelerimize hükmedeceğiz.. Rabbim bizleri o makama erişenlerden eylesin, amin.

Bir twit’den yola çıkarak birşeyler yazmak, bana düşündürdüklerini sizlerle paylaşmak istedim. Üzerine yazılacak çok şey var ama şimdilik benden bu kadar.

Bu vesile ile de herkesin Ramazan-ı Şerif’ini en içten duygularımla tebrik ediyorum. . Şeytanların bağlandığı bu mübarek ayda , nefsimizle başbaşa olduğumuzu aklımızdan çıkarmayalım.

Bakara suresinin o muazzam 286. ayeti ile cümlelerimi noktalıyorum;

ayetgif/2_286.gif

Allah kimseye (ibadet ve itaatte) gücünün yettiğinin dışında (üstünde) teklifte bulunmaz (herkesin) kazandığı (iyilik) kendi yararına;yaptığı (kötülükler) de kendi zararınadır. “Ey Rabbimiz! Unutur veya (kasıtsız) hata edersek, bizi (ondan) sorguya çekme! Ey Rabbimiz! Bizden önceki (itaatsiz ümmet)lere yüklediğin gibi, bize (zor/helak edici) bir yük yükleme! Ey Rabbimiz! Gücümüzün yetmediği şeyleri de bize taşıtma! Bizi affet, bizi bağışla, bizi esirge! Sen Mevlâmızsın; küfre sapan, seni tanımayanlara karşı bize yardım et/zafer ihsan eyle.”

Muhakkak ki Allah doğruyu söyler. 

 

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir