Sözümü Geri Alsam mı?

Bu sıralar gerçekten çok zor günler geçiriyoruz. Hani şu iki yaş mucizesi  dediğimiz şey var ya kendini iyiden iyiye göstermeye başladı. Geçenlerde eşim “mucize diye birşey yokmuş, gerçekten sendrommuş başlıklı bir yazı yazarsın artık” dedi. Yazamadım, elim varmadı… Olumsuz düşünmek istemiyorum ama gerçekten bazen o kadar zor geliyor ki.

Geçenlerde başımdan geçen bir olayı aktarıyım mesela. Oğlumla birlikte bir arkadaşıma gittik. Epey kalabalıktı ortam. Evin dublex olması sebebiyle merdiven aşığı oğlum sürekli inip-çıkmak istedi. Merdivenler ahşap olsa neyse, mermer olunca çok tedirgin oldum. Yalnız bırakıp kendi kendine çıkmasına müsade edemiyorum daha.  E bütün gün başında beklesem bu sefer ben gittiğimden bir şey anlamayacağım. Bir iki indik çıktık, sonrasında onu  başka şeylerle oyalamayı başardım. Allah’tan arkadaşları da vardı. Bir süre oyuncaklarla oyalandılar. Sonrasında onun karnını doyurdum bir güzel, doyurdum ki ben rahat rahat yiyeyim o oynarken diye. Tam elime tabağımı aldım ki merdivenler aklına geldi bizim yumurcağın. Vay efendim neden inip çıkamıyormuş diye kendini yerden yere vurdu, resmen ciğerlerinden geliyordu ağlama sesi.

O haldeyken inanın yapıcak hiçbirşey yok. Konuştuğunuzu asla duymuyor, dikkatini de asla dağıtamıyorsunuz. İstediğini yaparsanız da “ağlıyorum diye annem izin verdi, bundan sonra hep ağlarım o da izin verir” diye düşünecek diye korkuyorsunuz. Öylece bekledim. O kadar kötü oldum ki bir an önce evin dışına atmak istedim kendimi. Ev sahibi arkadaşım da neye uğradığını şaşırdı tabi. “Bize müsade et gidelim” dedim. Zaten o da çok üzülmüştü Ebubekir’in o haline. Herkes onunla konuşmaya çalıştı ama dinlemedi tabii bizimki. Ben de en iyisi ikimizin de hava alması dedim. Çıktık. Yolumuzun üzerinde olan ve evimize de çok yakın olan parka girdik. Ah girmez olaydım. Baştan çok güzeldi herşey, koştu, oynadı, kaydıraktan kaydı… 1 saat oldu, akşam oldu, hava soğudu. Bütün çocuklar tek tek evlerine gitmeye başladı. “Hadi oğlum gidelim” diyorum, gelmez. “Bak baba gelicek evimize gidelim” ıııhh!! Ne dediysem ne ettiysem dinlemiyor, gelmiyor. “Kedilere gidelim” diyerek parkın dışına çıkarmayı başardım ama dışarı çıktığını anladığı an yine yerlere atmaya başladı kendini. Kucağımda tutabilmem imkansız gibi birşey. . Yerlerde yuvarlanıyordu resmen. Arabalar geliyor ben onu kenara çekiyorum filan… Bİr elimde de bebek arabası var bu arada. Onu mu itsem onu mu tutsam zor bela eve geldik. Hani böyle yollarda görürdük ya çileden çıkan anneleri, aynı duruma düştüm. Mana da vermedim kimseye ama…

Sonra apartmanı bir fasıl inlettik, ardından da evi. Kapıyı karşı komşum açtı sağolsun. Anahtarı deliğe sokmaktan acizdim o an. Sonrasında da artık yorgunluktan uyuya kaldı. Ertesi günde ise bu yaşadıklarımızdan eser yoktu. Gayet mutlu, sevimli oğlum geri dönmüştü. O güne has, o ana özel tepkilerdi verdiği aslında. Kendi istediğini yaptırma çabasıydı. Sabretmek, orta yolu bulmak lazım ama inanın o an bu kadar mantıklı düşünemiyorsunuz. İnsanın eli ayağına dolaşıyor. O akşam bir daha gezmeye tevbe etmiş, yorgunluğumu attıktan sonra da bu kararımın yanlış olduğuna kanaat getirmiştim bile 🙂  Böyle bir ruh hali işte.. Git-gel’lerle dolu.. Neyse geçti, gitti.

Bir de ev kuşu oldu çıktı bizimki. Tam Ebubekir büyüdü havalar da güzelleşti, oğlumla başbaşa gezeriz, bana da arkadaş olur diye düşünürken gelin görün ki bizim oğlan evden dışarıya adım atmak istemiyor. Ne park, ne market, ne koşmaca oynamak, ne arkadaşları.. Hepsine burun kıvırıyor beyefendi. Hadi oğlum şuraya gidelim deyince “ııııhhhh!” diyerek ağlamaya başlıyor. Üzerini de giyinmiyor. Pek de zorlamak istemiyorum sokak fobisi oluşacak diye, öyle kös kös takılıyoruz evde.

Yaşından biraz büyüklerle de hiç anlaşamıyor. 3 yaş civarında arkadaşları var mesela. Uyanık onlar tabi, 1 yıl daha büyükler ya görmüş geçirmişler diyebiliriz 🙂 Alıyorlar oğlumun elinden arabasını veya “sen yanımıza gelme ” diye kapatıyorlar yüzüne kapıları, bizimki de çok hassas çıt kırıldım bir yapıda zaten, hemen başlıyor iç çeke çeke ağlamaya. Tek çocuk olmasının sebebiyle de pek öyle karşılık vermeyi de bilmiyor. Ehh böyle böyle öğrenecek diyoruz bizde…

Son günlerde durumlar böyle bizde. Arkası yarın dizi gibi. Acaba bugün neler yaşanacak diye merakla bekliyorum… Uzun zamandır yazmamamın sebeplerinden biri de şu kafa yoğunluğum. Neyseki bugün kırdım şeytanın bacağını… Sağlıkları sıhhatleri yerinde olsun da hepsi geçiyor gidiyor tabi..

En kısa zamanda tekrar görüşmek üzere 🙂

Bu arada bana önerileriniz varsa hepsine açığım. Benden daha tecrübeli anneler var muhakkak.. Yorumlarınızı bekliyorum. Doğru mu yapıyorum, yanlış mı bilmiyorum. Allah utandırmasın inşallah. Başlığa bakıp da çok da acımasız olmamak lazım aslında. Zor belki zor evet ama zorluğundan çok güzelliği var. Sıkıntısından çok ferahlığı var. Çok şükür, onlar dünyanın en özel en güzel varlıkları. Allah’a emanetler…

 

 

2 cevaplar
  1. Kubra
    Kubra says:

    ahh Melis, bunlar bence birbiriyle bir sekil haberlesiyorlar, biz de benzer seyleri yasiyoruz 🙂 Yemek yiyen cocuk yemez oldu, oguruyor resmen.. Yerden yere atmalar, herseye `no no no` demeler.. Ben eski kizimi istiyoruuuummm 🙂

    Cevapla

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir